Pazar

 

I. ÇİN EKONOMİSİNİN GEÇMİŞİ VE BUGÜNE ETKİLERİ


1949 yılında Çin Komunist Partisi’nin Guomingdang güçlerini tamamen yenilgiye uğratarak, ülke genelinde kendi sistemini kurması sonrasında geçmiş asırlardan beri büyük ve önemli bir üretim ve inovasyon üssü konumundaki ülkede ciddi değişiklikler yaşanmıştır. Çin geçmiş asırlarda da İpek Yolu üzerinden Batı pazarlarına kayda değer icatlar ve mamülleri ihraç etmiş olup; ülkenin belli bir aradan sonra (bilhassa 1840-1910 ile 1950-1976 yılları) dünya ekonomisindeki söz konusu durumuna geri dönmüş olarak görülebilecektir.


Bu ara dönem esasen, Çin’in yakın çevresinde kurduğu kendisi açısından mantıklı ve hegemonik sistem sonrasında (Kore, Japonya, Moğolistan, Vietnam, Burma, Laos v.b. içeren yakın çevresindeki hakimiyet) içe kapanması ve dış dünyaya ve değişen şartlara ilgisiz kalması ertesinde dönemin süper gücü olan İngiliz devleti ile diğer batı güçlerince 19. Yüzyılın ortalarında pazarlarını açmaya zorlanması, belli limanları Batı güçlerine teslim etmesi, ticaret dengesi sağlamak amacıyla nüfusuna afyon içirmeyi kabul etmeye zorlanması kapsamında halen Çin kaynaklarında 100 yıllık utanç olarak nitelenen devrin (1840-1949) başlamasını işaret etmektedir.


Tablo 1: Çin Ekonomisinin Dünyadaki Yerinin Son 200 Yıldaki Karşılaştırması


Maddison’un bir tarihsel ekonomi çalışmasına göre miladi takvimin başlangıcından 1800’lerin ortalarına kadar dünyanın en büyük birinci ve ikinci ekonomisi konumları hep Çin ve Hindistan arasında paylaşılmıştır. 1820’li yıllarda dünya ekonomisinin %35’ini Çin ekonomisi oluşturuyordu; toplam payları %20 civarında olan Batı Avrupa ülkelerinin çok önünde dünyanın en büyük ekonomisi olarak bulunuyordu. Bu açıdan düşündüğümüzde Çin’in dünyanın en büyük ikinci ekonomisi konumuna gelmesi, tarihsel olarak “normal” durumu geri dönüş olarak değerlendirilebilir. 1950 yılında Çin’in dünya GSYİH’sından aldığı pay sadece %5’ti. Bu Çinlilerin 100 Yıllık utaç olarak adlanmdırdığı dediği dönemin bittiğ yıldır. Bugün itibarıyla ise Çin dünya GSYİH’sından %15 pay almaktadır. Önümüzdeki dönemde bu payın gittikçe artması beklenmektedir.


Bu noktada Çin ekonomisinin geçmişini daha iyi kavrayabilmek için bazı örnekler vermenin uygun olacağı değerlendirilmektedir. Çin ekonomisi büyüklüğünün yanında teknolojisi ile de çok uzak olmayan dönemlere kadar (1800’lü yıllar), ileri bir ülke konumundaydı. Barutu, pusulayı bulanların Çinliler olduğu bilinmektedir. Kağıt Çin’de 1. yüzyılda Avrupa’da ise ilk olarak 10. yüzyılda kullanılmaya başlanmıştır.


Çin’de kitap basımı, baskı yöntemi ile 9. yüzyılda, değiştirilebilir harflerle ise 11. yüzyılda gerçekleştiriliyordu; 10. yüzyıldan başlayarak hükümet çiftçilere iyi tarım teknikleri üzerine kitaplar dağıtmıştır. Avrupa’da ise Gutenberg’in matbaası 15. yüzyılda çalışmaya başlamıştır.


Çinliler 7. yüzyılda matbaada basılmış kağıt para kullanıyorken; Avrupalılar ise ilk kullanım bundan bin yıl sonra 17. yüzyılda gerçekleşmiştir.
Metalürji alanında, Çin’de yüksek fırınlar ve demir döküm tekniği M.Ö. 5. yüzyıldan itibaren yaygın olarak kullanılıyor; tarım aletleri demirden yapılıyorken, Avrupa’da ise ilk kullanım 12. yüzyılda gerçekleşmiştir.
Çin’de çinko, 11. yüzyılda rafine edilerek kullanılıyorken, Avrupa’da ise bu ilk olarak 18. yüzyılda gerçekleşmiştir.

,
Çin’in 12. yüzyıldaki çelik üretimi, sanayi devri dönemine girmiş olan 18. yüzyıl İngiltere’sinin iki katı düzeyinde gerçekleşmiştir. Bu örneklere daha başkalarını da eklemek mümkündür.


II. ÇİN EKONOMİSİNİN BUGÜNÜ

 

Çin ekonomik olarak diğer ülkelerden çok da farklı olmayıp; esas olarak finans yapısının diğer finansal kuruluşlardan ziyade “banka” ağırlıklı olması, bu bankaların da çok ağırlıklı olarak Big 4 (ICBC; BoC, CCB ve ABC bankaları) olması ile benzer ülkelerden bir miktar ayrıştırmaktadır. Bununla birlikte, bugün imalat sanayi PMI verileri yatay olmakla birlikte, sağlam seyre devam etmekte olup; ülkenin ihracat odaklı ekonomiden tüketim ağırlıklı ekonomiye geçişinin hızlanmasıyla Çin ekonomisinin önümüzdeki dönemlerde beklendiği ölçüde büyümeyebileceğine dair beklentiler güçlenmektedir.


Tablo 2: Çin Temel Ekonomik Görünümü

 


Tablo 3: Çin GSYİH’sı: 1980’den 2017’ye


1990 yılında dünyanın 11. en büyük ekonomisi olan Çin 20 yıl içerisinde dünyanın en büyük ikinci ekonomisi oldu. Satın Alma Gücü Paritesine göre ise 2014 yılında Çin dünyanın en büyük ekonomisi olmuş durumda. “Dünyanın en büyük ekonomisi” nitelemesi, tarihte ilk defa gelişmiş bir ülke için değil gelişmekte olan bir ülke için kullanılıyor.


Çin ekonomisi 1978 yılından 2013 yılına kadar 35 yıl boyunca yılda ortalama %10 büyüdü. 1980 yılında 305 milyar ABD Doları olan ekonomik büyüklük, 2017 yılında 12 trilyon ABD Doları seviyesine ulaştı. 2017 yılında ekonomi 1980 yılına göre 40 katına ulaştı.


Ülkede Hükümet tarafından reformlar yoluyla aşılması öngörülen önemli sorunlardan birisi de gelir dağılımındaki bozukluktur. Çin yönetimi tarafından ülkenin en prestijli üniversitelerinden olan Pekin Üniversitesi’ne yaptırılan araştırmada; en zengin %1'lik nüfusun toplam refahın üçte birine sahip olduğu; ülkenin düşük gelire sahip %25'lik nüfusunun ise refahın %1'ine sahip olduğu tespit edilmiştir.


Ayrıca, 2016 yılında Çin, dünyanın en çok dolar milyarderine sahip ülkesi olmuştur: Çin’de 594, ikinci sıradaki ABD’de ise 535 dolar milyarderi bulunmaktadır. Bundan da anlaşılabileceği gibi ekonomik reformlar öncesinde dünyanın gelir dağılımı açısından en eşit ülkelerinden birisi olan Çin, günümüzde en eşit olmayan ülkeleri arasında yer almaktadır.
Malumları olduğu üzere, Çin ekonomisinin dünya ekonomisinde yaşanan nispi yavaşlamala uyumlu şekilde alışılagelmiş %7 ve üzeri büyüme oranlarını tutturamayarak, beklendiği ölçüde büyümemiş olması hususu ülke yönetimince “yeni normal” olarak adlandırılmaktadır.


Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’nin 2014 yılı içerisinde açıkladığı Yeni Normal konseptinin ekonomiye uygulanabilmesi adına, Made in China 2025 stratejisi ile belirlenen ya da belirlenecek olan sektörel hedef ve eylemler büyük önem arz etmektedir. Çin’in söz konusu Yeni Normal konsepti, yüksek hızlı büyümeden orta hızlı ancak sürdürülebilir büyümeye geçilmesini, ekonominin yeniden yapılandırılmasını, hızın ve miktarın önemli olduğu bir üretim modelinin kalitenin gözetildiği bir üretim modeli ile ikame edilmesini, devlet yatırımı ve ihracat odaklı büyümenin yerine inovasyon temelli büyümenin olanaklı kılınmasını tanımlamaktadır.


“Made in China 2025” Stratejisi ile teknolojik üretimin artırılmasının yanı sıra geleneksel sektörlerin de desteklenmeye devam edilmesi hedeflenmektedir. Özellikle otomotiv sektöründe yerli Çin markalarının desteklenerek uluslararası piyasada pazar paylarının artırılması öncelikli hedefler arasındadır. Geleneksel sektörler arasında yer alan demir-çelik, kimya, gemicilik ve tekstil sektörleri ile tarımsal üretimin ise desteklenmeye devam edilmesi amaçlanmaktadır.


Çin Hükümeti Made in China 2025 stratejisini gerçekleştirebilmek için 2025 yılına kadar yaklaşık 1,3 trilyon ABD Doları değerinde bir bütçe ayırdığını açıklamış olup Made in China 2025 Stratejisi Kapsamında Öne Çıkarılan 10 Sektör aşağıda sunulmaktadır:


Bilgi Teknolojileri
(Çin 2016 yılında 223 milyar dolarlık Araştırma – Geliştirme harcamasıyla dünyada bu konuda ABD’den sonra ikinci geliyor)


CNC Araçları ve Robot Teknolojileri


Havacılık Ekipmanları


Denizcilik Mühendisliği


Demiryolu ve Tren Mühendisliği
(Çin 2016 yılında dünyadaki bilimsel dergilerde mühendislik alanında vatandaşları tarafından yayınlanmış 148.000 bilimsel makale ile bu alanda ABD’nin önünde birinci sıradadır)


Enerji Tasarrufu ve Yeni Enerji Çözümleri


Enerji Ekipmanları


Yeni Materyaller


Tıp ürünleri ve Tıbbi Cihazlar


Tarımsal İş Makinaları

 

 

III. TÜRKİYE İLE ÇİN EKONOMİK İLİŞKİLERİ

 


Tablo 4: Çin ile İkili Ticari İlişkilerimiz


a) Mevcut Durum
2017 yılılı itibarıyla Çin’e ihracatımızın 2,9 milyar dolar; ithalatımızın ise 23,4 milyar dolar olduğu görülmektedir. Çin’in ülkemiz ihracatı içerisindeki payı sadece %1,9 iken; ülkemiz ithalatı içerisindeki payı %10’dur. Söz konusu tabloda dikkat çeken nokta 2010 yılından bu yana Çin’e ihracatımızın aynı seviyelerde seyretmesidir.


Tablo 5: Çin’e İhracatımızda İlk 10 Madde

 


Tablo 6: Çin’den İthalatımızda İlk 10 Madde


Çin’e ihraç ürünlerimiz ağırlıklı olarak hammaddelerden oluşmaktadır. Mevcut ihraç ürünlerimizde kayda değer bir ihracat artışı sağlanması ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durumun iyileşmesi ve hanehalkı harcamaları ile yeni inşaat faaliyetlerinde hissedilir bir artış yaşanmasına bağlı olduğu değerlendirilmektedir. Ülkede istatistiklere pek yansımamakla birlikte, Müşavirliğimizce yapılan gözlem ve işadamları ile görüşmelere istinaden yaşandığı bilinen kayda değer bir ekonomik yavaşlama mevcuttur.


Yönetim tarafından ekonomide sert bir düşüşe maruz kalmamak üzere kamu harcamalarının artması beklenmektedir. Bu kapsamda, ülke çapındaki kamu projelerini inceleyerek onaylamakla görevli merkezi kamu idaresinin (Milli Kalkınma ve Reform Komisyonu) hızlı biçimde beklemede olan bir çok projeyi onayladığı bilinmektedir. Önümüzdeki dönemde genel olarak tüketim ve perakende satışların göreceli olarak canlılığını koruması beklenmekle birlikte, ekonomik yavaşlama ile birlikte istihdam ve ücret artışlarının olumsuz etkilenerek tüketimi baskı altına alabileceği değerlendirilmeleri yapılmaktadır. Ülkede özellikle yerel idarelerin üzerindeki borç yükü ekonomide potansiyel olarak kırılganlığı artırabilecek alanlar arasında zikredilmektedir.


Ülkemizde Çin, “ucuz” üretimin olduğu sadece ithalatın gerçekleştirileceği bir ülke olarak algılanmaktadır. Diğer taraftan, dünyanın en büyük ikinci ithalatçısı olan Çin, dünya ithalatının da %10,3’ünü gerçekleştirmektedir. Önümüzdeki 5 yıllık dönemde ise Çin dünyadan 10 trilyon dolarlık bir ithalat gerçekleştireceğini açıklamıştır.


Ayrıca, ülkede gittikçe zenginleşen ve halihazırda 300 milyon bireyden oluştuğu tahmin edilen bir orta sınıf bulunmakta ve söz konusu orta sınıfın kalitetli nihai tüketim ürünleri talebi her geçen gün artmaktadır. Diğer taraftan, dünyanın Çin’e ihracatından ülkemizin aldığı pay %0,2’dir. (Buna karşılık ülkemiz 2017 yılında dünya ihracatının %0,9’unu gerçekleştirmiştir.)
Ayrıca, Çin’de önem taşıyan bir diğer alan e-ticarettir. Çin'de 2012 yılında %4 olan e-ticaretin toplam perakende içerisindeki payı, sadece 5 yılda 17 puan büyüyerek yaklaşık %20 seviyesine yükselmiştir. Bu yıllar arasında e-ticaret hacmini her yıl %54 artırmayı başaran Çin, 2017 itibarıyla dünya e-ticaret hacminin %47’sini oluşturmaktadır. 2017 yılında Çin’de 1,1 trilyon dolar değerinde e-ticaret gerçekleşmiştir. Çin'de e-ticaret yoluyla alışveriş yapan birey sayısının 460 milyon kişi olduğu bilinmektedir.


Çin'de yapılan tüm satışların %23'ü internet üzerinden gerçekleştirilmektedir. Diğer bir deyişle; Çin'de tüketicilerin yaptığı her 4 birimlik alışverişin yaklaşık 1'i internet üzerinden gerçekleştirilmektedir. 2020 sonrasında bu değeri de %50'ye ulaşması beklenmektedir. Çin'de internet üzerinden satışlarda telefon ve diğer mobil cihazlarla yapılan alımlar çoğunluğu oluşturmakta olup; araştırmalara göre halen toplam e-ticaret satışlarının %75'i mobil cihazlarla gerçekleştirilmektedir.